"Çocuk" Türkçe bir sözcük ve sözlükte 7 tane
karşılığı var: 1- Küçük yaştaki oğlan veya kız; 2- Soy bakımından oğul veya
kız, evlat; 3- Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan
veya kız, uşak; 4- Genç erkek; 5- (mecaz) Büyükler arasında daha az yaşlı
olan kişi. ; 6- (mecaz) Büyüklere yakışmayacak biçimde düşüncesizce
davranan kimse; 7- (mecaz) Belli bir işte yeteri kadar deneyimi ve
yeteneği olmayan kimse. Bu yazıyı yazmaya karar vermezden önce "çocuk"
sözcüğünün bu kadar anlama geldiğini bilmiyordum.
"Çocuk" kavramının modern bir tanımlaması 20
Kasım 1989'da Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile yapılmış:
"Ulusal yasalarca daha genç bir yaşta reşit sayılma hariç, 18 yaşın
altındaki her insan çocuk sayılır." Birleşmiş Milletler (BM)'nin böyle bir
tanımlamaya gitme nedeni trajik: Çocukların fiziksel ve psikolojik baskıya
maruz kalmaları. ( istismar )
...
BM ve Türk Dil Kurumu (TDK ) 'nın çocuk tanımlamalarını
karşılaştırınca, Türk toplumunun çocuğa bakış açısını apaçık görmek mümkün.
Düşüncesizliğin ya da acemiliğin çocuklukla bağdaşlaştırılması bizim çocuğa
bakış açımızı gözler önüne sermiyor mu? İnsan geleceğinin kutsal bir parçası
olan çocuğun küçümseyici deyimlere konu olması ait olduğu toplumun geleceği
hakkında da ipuçları veriyor. Çocukluğu düşüncesizlik ve acemilikle
özdeşleştirmek, ancak kendi geleceğimizi düşüncesizce ve acemice biçimlendirmek
olabilir. Hayal gücü küçümsenen, ifade ettiği etmediği düşünceleri göz ardı edilen,
başkalarının yanında yaptığı hareketlerle büyüklerince çoğu kez utanç kaynağı
olarak görülen çocuk, ilerisinin çarpıklığını ve tekdüzeliğini simgelemekten
öte ne yapabilir?
Aileler, dolayısıyla toplumlar, çocuklarına sundukları
özgürlük ölçüsünde özgürdür. Yasağa ve yasaklamaya alışmış insanımız, doğal
olarak, bunları kendi geleceğine, çocuklarına, yansıtmaktan geri durmuyor.
Kişisel ve toplumsal özgürlüklerin farkında olmayan; sınırları başkalarının,
hem de en yakınlarının, elleriyle çizilen çocuk, sadece kendisine verilen
evrensel bir takma isimle büyüyebiliyor. Sonuç ise iç karartıcı, hazin bir
tablo: reşit olma yaşı 18'e kendini ifade etmekten yoksun giren; üçgenin iç
açıları toplamı, çarpım tablosu, iki paralel arası mesafe, metanefroz böbrek ve
Tanzimat şairleri ekseninde dönelip duran insan yığınları. Bundan sonrası
gerçekten bir trajedi: Bir yanda güncel gelişmeleri gereksiz ve sıkıcı bulan,
sosyal ortamı televizyon ve magazin üzerine kurulmuş bir gençlik. Öte yanda
gençliği ülkenin duruma kayıtsız kalmakla eleştirmeleri ve "ah o eski
gençlik" iç geçirmeleriyle ebeveyn - yaşlı grubu.
Çocuğun yetiştirilmesi, onun kendini "birey"
olarak hissetmesini sağlamakla mümkündür. Çünkü birey, toplumun ve toplumdaki
konumunun farkında olan, kendini bu konum içinde değerlendirebilen ve ifade
edebilen insandır. Kendini küçük yaştan itibaren birey olarak nitelendiren bir
çocuk, kendini ve kendini ifade etmesini öğrenecek ve bu öğrendikleri ile kendi
çevresini anlayacak ve tanıyacaktır. Aynı şekilde çevresi de çocuğu ifade
ettikleri ile tanıyacak ve toplum çocuğa evrensel konumunun yanında ulusal ya da
yerel bir konum biçecektir. Bu hem insanın topluma karşı duyarlılığı açısından
önemlidir, hem de toplum kendi geleceğini belirleyecek insana bir kuvvet
kazandırmıştır.
...
"Çocuk", evrensel ya da ulusal bütün
tanımlamalardan öte bir anlam taşır. Bu anlamı biçimlendirecek olan ise çocuğu
kendisidir. Önemli olan bu biçimlendirmenin bilinçli ve özgür bir ruh ile
yapılmasıdır. Çocuk, bilinçli ve özgür bir ruhu hak eden - belki de – evrendeki
en saf varlıktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder