akil güç


Ana Muhalefet partisi yaklaşık 7 ay önce "Kürt Sorunu"nun çözümü için "akil adamlar" önerisinde bulundu.

7 ay önceki "akil adamlar" önerisini hükumet, diğer gruplar ve hatta hiçbirimiz, kendimiz dahi ciddiye almadık, içeriğini incelemedik.

Şimdilerde içeriğinden bağımsız olarak "akil" ile yatıp kalkıyoruz. Çünkü öneriyi sunan Başbakan. Oy veren/vermeyen tapıyoruz ona, güce!

Bu ülkede muhalefet sorunu yoktur. Bu ülkede güce tapınma sorunu vardır. Ana muhalefet deyince vıs/tırıs, Başbakan deyince hadi bakalım.

Bir başka açıdan, 63 kişi ki çoğu sistem karşıtıdır, "sözleşmeli devlet memuru" olmayı kabul etmiş ve karşıt yapıya biat etmişlerdir.

Ben herkesin güce taptığını, kimisi için bunun tanrı, kimisi için para, kimisi için özgürlük olduğunu düşünürdüm. Herkes için paraymış!

Gün gelip devran döndüğünde, bugünü gülümseyerek hatırlayacağım. Bu ülkenin geri kalmışlığı okumuş adamlarının geri kalmışlığıdır çünkü!

Herhangi bir içerik tartışmasına girmeksizin, "akil grup" sırf başbakan talimatıyla kuruldu diye kör muhalefet yapmak da bize özgü tabi.

"Akil grup" listesine 3-5 ulusalcı, bir o kadar ülkücü serpiştirilmiş olsaydı, "hım evet, acaba?" diyecek saf sosyal demokratlar vardı.

Güce tapınan ama ona uzak gruplar, işte şimdi dışlanmışlık hissiyle çaresizce vatan/millet kükrüyorlar. Güç sizinken nerelerdeydiniz?

Sözleşmeli devlet memuru akillere başarılar diliyorum. Sözleşmeden kadroya geçmeye çalışın. KPSS olmadan atamanız yapıldı ona göre...

seni özlemeler evi

21.07.2010...FEK

şimdi kapıyı açtım
gıcırtısı olduğu / gittiğin gibi
bağcıklara eğildim
çoraplarımın teki ters
sırt ağrıları...

...

sen salonda oturuyordun
ben kapıyı açmıştım
sen ayağa kalkıyordun
ben kucağımı açmıştım
sen mühendise yürüyordun

...

aynada bir mühendis
gözleri kan çanağı
sırtında ağrıları
seni soruyordu
sen mutfaktaydın
kokuların geliyordu
içerde patlıcan pişiyordu

...

yüzümü yıkadım
çay yoktu
mühendis ter kokuyordu
yüzümü sildim
mühendis sen kokuyordu

...

mühendis salonda
başka bir mühendisle konuşuyordu
bacak bacak üstüne atmış
çay bardaklar ince belli
boşaldıkça doluyordu
senin kurabiyelerinden yiyordu

...

soyundum
yatağa uzanmıştı mühendis
seni sorup duruyordu
evde olsa bilirdim dedim
mühendis ağlıyordu

...

balkonda rüzgar esiyordu
ben elinden tutmuştum
sen mühendise bakıyordun
mühendis konuşuyordu
ben elini bıraktım
sen mühendise kızıyordun
mühendis konuşuyordu
...

koridorun sağında
tek bir oda vardı
ben orda uyuyordum
mühendis kaldırdı beni
işe geç kalıyordu

...

şimdi kapıyı açtım
gıcırtısı olduğu / gittiğin gibi
bağcıklara eğildim
çoraplarımın teki ters
sırt ağrıları...

babalar ve oğullar

20.06.2010...FEK

Babalar, çocuklarının doğumuyla büyür. Ve babalarının ölümüyle büyür çocuklar.

...

Devlet ve terör, ya da terörist devlet, ya da sadece devlet ya da terör...

Çocukları babasız, babaları çocuksuz bırakmağa devam ediyor...

...

Bizi aç bıraktın diyen çocuğa, "ama babasız bırakmadım" diyen İsmet Paşa'ya "Erkekliğimizi öldürdün" diyen Mendereslere tavaf edenler gözyaşları dökmeğe devam edebilirler...

...

Çocukları da babaları da siz öldürdünüz, biz öldürdük, hepimiz öldürdük...

...

21. yüzyıl şahadet nutuklarının değil, insan yaşamının, insanca yaşamının yüzyılıdır...

Vatan için, millet için, yaradan içinden önce kendi için vardır insan

...

Allah ümmet millet şahadet diye haykıranlar, kendi gemileri ya da arabalarıyla Gazze ve Irak'a gidebilirler. Kimse onları zorla bu ülkede tutmuyor, cennetin kapıları size 100 ila 2000 km arasında değişiyor.

Ama insan, önce insan diyenlerin yaşama hakkına kimse şu ya da bu nedenle kastedemez.

...

Yol bitmiştir.

...

Bütün açılım denklemlerinin tek bilinmeyeni vardır. O da insandır. İnsanı bilmeden, insanı bulmadan ve insanı yaşatmadan yüzümüz gülmeyecektir.

b-ölüm

12.06.2010...FEK

Toplum ve dolayısıyla medya -tam tersi de olabilir-, dış etkenlere bağlı ölüm vakalarını isim vermeden 3'e ayırmış. Aktif, pasif ve doğal ölüm.

Efendim, eğer askerdeyken şehit düşerseniz, ya da size yüklenen kutsal misyon içinde veya kıyısında köşesinde can vermişseniz aktif ölüsünüz. Haber değeriniz var, tabutunuzun üzerinde Türk Bayrağı olabiliyor, cenazede sloganlar... vesaire... Ölmemesi gerektiği halde ölenlerdensiniz...

Eğer trafik kazasında ya da az bilinen bir hastalıkla giderseniz, ölmese iyi olurdu kısmında yer alıyorsunuz. Haber değeriniz düşük yoğunlukta, eğer geride bir günlük bırakmış iseniz belki biraz daha aktif olabilirsiniz...

Eh bir de doğal ölüm var, öldü geçmiş olsun kısmında yer alıyorsunuz. Bebek ölümleri mesela, belediye çukuruna düşenler ya da denizde boğulanlar gibi...

Şimdi Türkiye'de doğal ölüm sayısı pasif ölüm sayısından, pasif ölüm sayısı aktif ölüm sayısından daha yüksek. Ancak aktif ölüler daha değerli oldukları için, devlet daha fazla aktif ölü vermemek için önlem almaya çalışıyor sanıyorum.

Devlet haklı; asker, vatan, millet, sosyalizm üzerine türlü nutuklar attım ya da dinledim. Bebek ölümleri ya da trafik hakkında en ufak bir entellektüel tartışma içinde bulunmadım.

Peki sevgili okuyucu sen mesela, kafandaki sosyalizm ya da liberalizm, ya da herhangi bir şey içinde trafik sorununa yer bulabiliyor musun?

Siyasi partiler, komik duruma düşmekten korktukları için sanıyorum," Türkiye'de trafik sorununu ortadan kaldıracağız" vaadinde bulunmuyorlar, kim oy verir?

...

Sevgili okuyucu, bu ülkede ölmenin de bir anı ve de şanı var.

Dikkat edeceksin, devletin kazdığı çukurlara düşmeyeceksin, trafikte bir başka şöfürün hayatına kastetmesine izin vermeyeceksin...

Öleceksen, kurşunla mayınla bombayla öleceksin...

soru(n)ları kişiselleşmesi üzerine...

06.06.2010...FEK

İnsan kendi özel hayatının öznesiyken, sosyal topluluklarda nesneye dönüştü müydü trajedi başlar. Bu trajedi acıklı ve bir o kadar yavandır ki insan bu nesneleşme durumunu kendi hayatına taşır. İnsanın kendi özel hayatında bir nesne oluşu ise bitişinin başlangıcıdır.

Sosyal birliktelik içinde olduğumuz insanlarla kurduğumuz iletişim ile, özel birlikteliklerimizde kurduğumuz iletişim birbirinden bağımsız iki kümedir. En iyi arkadaşımızla farklı takımları tutma hakkımız, sevgilimiz ile farklı siyasi görüşleri savunma hakkımız var. Aynı takımı tuttuğumuz birinin yüzüne bakmama, ya da benzer siyasi görüşte olduğumuz insana selam vermeme hakkına sahip olduğumuz gibi...

İkisi iç içe geçti miydi, sevgilimizin görüşüne angaje olduk muydu, aynı partiye oy verdiğimiz adamla mecburen selamlaştık mıydı kıyamet kopuyor.

İnsanın toplumsal ego ve ihtiyaçlar üzerine inşa edilmiş sosyal topluluklarda kopan kıyamet anlaşılabilir, ama kendine sosyal sorumluluk gibi, gönüllülük üzerinden insanın kişisel arzularından sıyrılıp davranması beklenen bir toplulukta bu neyin nesi?

Eğer, insanın duygularına tamamen yenik bir yaratık olduğunu kabul ediyorsak anlaşılabilir bir durum. O zaman lütfen duygularınıza göre davranın, akıl dolu beyanatlarda bulunmayın.

Ama eğer, aklın gücünü kabul ediyorsak, insanların çeşit çeşit olduğunu ve herkesin bu ayrışımı yapamayacağını söylemeyin.

İnsanların sosyal topluluklardaki sorumlulukları ve davranışları ile ilgili düşünceleri alıp kişiselleştirmesi, devamında özellerine indirgedikleri düşüncelere karşı kişisel cevaplar arayıp tekrar sosyal topluma mal etmeleri komik. Gerçi, Sosyal toplulukta kurduğu özel ilişkileri sone erince, ikisi birden sosyal topluluğu bırakan çiftler kadar komik değiller.

Komik olmayan ise, kişisel hırs ve düşünceleri içerisinde, toplulukta hedef aldığını kişinin her görüşüne karşı çıkanlar olsa gerek. Ya da çoğu görüşüne katıldığı kişi ile "kanka" olmak zorundalığı içinde boğulup gidenler...

Bütün bunlara rağmen yaşanan "sosyal trajedi" bir gerçeklikse, "sosyal toplum insanın zavallığının aynasınıdır" denilmelidir.

Ve insanlar toplumsal farkındalık, sosyal sorumluluk gibi mastürbatif masalları bırakıp kendi gerçeklerine dönmelidir...

gitmesini bilmek...

05.06.2010...FEK

Çocukluğumdan beridir takip ederim siyasi gündemi: yükselen değerler, eğilimler... istifa davetiyeleri, yolsuzluk hikayeleri... Hep duyar olmuşumdur; karşı tarafı istifaya davet edeni ya da istifa edip, koltuğunu kaybedip geri döneni...

Mesela Deniz Baykal, 99 seçimlerinden sonra istifa etmişti; geri dönemeyecekti...

Çocukluğumdan beridir izlediğim, nedenine hayret ettiğim ve ilerde siyasetçi olursam içine düşmeyeceğime söz verdiğim koltuk sevdası bende de varmış sevgili okuyucu...

Nice zamandır içimdeki huzursuzluğu anlamlandırmağa çalışıyordum. Az önce adını koydum. Ben üniversite kulübümdeki idari sorumluluğumu mezun oluşum nedeniyle bıraktığımdan beridir, bu sevda içinde kıvranıyordum. İçimdeki hırs, mevcut sorumluluk sahiplerinin yaptıkları hatalar ile korkunç bir canavara dönüştü... Hukuken geri dönemezdim, ben de hukukun dışına çıktım: iyice canavarlaştım.

Kulübümüz için 3 yılda dostlarımla inşa ettiğimiz bütün güzelliklerin sinirli ve üzgün alevler içinde eriyişini, sevda sarhoşluğunda görememişim... Şimdi eriyip gidenlerden boş şekiller yapıyorum, geçmişi getireceğini umarak...

Özür dilemek ya da farkındalık somut anlamda hiçbir şeyi değiştirmiyor sevgili okuyucu. İnsan sorumluluğu üzerine almaktan kaçmamalı.

Geçtiğimiz yıl kulüpte yaşanan bütün olumsuzlukların sorumluluğunu üzerime alıyorum. Kendi sorumluluk ve yetkim dahilinde olmamasına rağmen karıştığım çoğu şey mahvoldu. Aklıselim ya da soğukkanlı olmaktansa yıkıcı oldum, benden sonrası tufandı; şimdi bu tufan içinde ağlıyorum...

Klüp için düşündüğüm(üz) son çalışmayı, antolojiyi tek başıma tamamlayıp, kendi tarafıma çekileceğim...

Sevgili okuyucu,

Bilmelisin ki hayat, dost meclisinde de, kahvede de, hükümet içinde de, sokakta caddede de aynı hayattır.

Koltuğundan kalk, yürümeğe başla ve çevrene bakın.

Senden başka güzelliklerin de olduğunu göreceksin.

Kendi koltuklarından kalkıp sana bakan güzellikler...

bir varmış / bir yokmuş

3 yıl önceleri...FEK

bugün arkadaşlarımın yanından eve dönmek için minibüse bindim. minibüsler yalova şehirçi birbuçuk liradır. boş yer vardı arkaya doğru oturdum. iki adım mesafe sonra bir çocuk bindi 9-10 yaşlarında, simsiyah ellerinde dijital tartı, ötekisi sımsıkı yumruk, dedim koçum gel otur, yok abi dedi, dedim otur sen...

caddenin sonuna doğru ayağa kalktı çocuk, bekledi öyle, o sırada biri inecek var dedi, onunla indi çocuk, şöför kornaya bastı, ben anlamadım, şöför indi, çocuğun arkasından koştu, dışarı baktım, para istedi şöför, sımsıkı avucu açtı çocuk, şöför parayı aldı, koltuğa oturdu, yolculuğa devam ettik...

darbe varmış, şeriat varmış, anayasa varmış, hükümet varmış, ermenistanmış, yunanistanmış...

ama işsizlik vardı, ama yoksulluk vardı, ama açlık vardı, sefalet vardı...

ekmek için bütün gün soğukta dikilen çocuklar vardı...

bu çocuktan bir yol parası tam birbuçuk lirayı esirgeyen şöförler vardı...

ama sevgi yoktu, hak yoktu, adalet yoktu, ekmek yoktu...

darbe varmış, şeriat varmış, anayasa varmış, hükümet varmış, ermenistanmış, yunanistanmış...