Kadına Şiddet (ya da Toplumsal İkiyüzlülüğümüz)

Türkiye coğrafyasında sosyoekonomik koşullardan bağımsız konulardan ikisi "kadın" ve "şiddet". Her iki sözcük de "insan" ve "insan hakları"nın gözardı edildiği topraklarda kendilerine düşen payı alıyorlar. Dahası, hem "kadın" hem de "şiddet" içiçe geçiyor ve toplumsal hafızamızda tarihsel ya da magazinsel olarak "kadına şiddet" unsurunun temelini oluşturuyorlar.

"Kadın", "şiddet" ya da "kadına (uygulanan) şiddet" konusunda gerek çevremizde gerekse sosyal medyada pek çok değerlendirme ve yorum yapılıyor. Bu konuda ahkam kesmenin lüzumu yok.  Ancak, bu konu öylesine cıvımaya, sulandırılmaya başladı ki -adını koyalım- toplumsal ikiyüzlülüğümüz karşısında bir iki şey demek istiyorum. Zaten bu konuda müthiş tespitler, kadına şiddeti engellemeye yönelik aksiyonlar bekliyor değilim, sadece biraz daha "insanlık" bekliyorum. Hepsi bu...

Çok geriye gitmeye gerek yok. Bir seneden az bir süre önce Ayşe Paçalı isminde bir kadın, kocası tarafından öldürülüyor. Öğreniyoruz ki, adam daha önceleri kadına tecavüz etmiş ve onu dövmüş; ancak "pişmanım" dediği için serbest bırakılmış. Kadın, adamın tehditleri nedeniyle savcılığa başvurmuş, suç duyurusunda bulunmuş, koruma istemiş, hiçbirine sonuç alamamış.Yani ölüm bağıra bağıra gelmiş. 

Yaşanan bu trajedinin özellikle medyada büyük bir yankı bulması, sivil toplum kuruluşlarının geçmiş dönemlere göre daha yapıcı ve aksiyonel yaklaşımları önemliydi ve zaten katil müebbet hapis cezası aldı. Ancak yaşanan sorunun kök nedenini ortadan kaldırmaktansa sonuçlarını ortadan kaldırmanın tercih edildiği bir ülkede, bu konu da kendine düşen payı aldı. Konuya "Kadına şiddeti nasıl önleyebiliriz?" gibi temel insan hakları noktasından değil de "Kadına şiddet uygulayanı ya da bunu istismar edeni asalım mı keselim mı?" gibi son derece yanlış bir yerden yaklaşıldı. Konuyla ilgili baştaki yapıcı atmosfer yerine, laf kalabalıklarına ve nihayet vicdan boşalmalarına bıraktı. Bu konuda ahkam kesmek, "kadınlarımız, bacılarımız" demek moda oldu. Ve nihayet ikiyüzlülüğümüz, sorunun nedenini çözmektense arkadan dolanmacılığımızın boşalacağı an geldi çattı.

Habertürk gazetesi, -ertesi gün kışkırtmaya yönelik bilinçli yapılacağını öğreneceğiz- bir "Kadına şiddet" haberini sürmanşetten verdi. Sosyal medyada kıyamet koptu. Haberin içeriğinden bağımsız olarak sunuş şekli, gündem yaratma kaygısı pek çok yerde lanetlendi. Tam da beklediğim gibi gündem saptı, içerik unutuldu, yani cinayeti Habertürk gazetesi işlemiş olsa bu kadar tepki almazlardı tahmin ediyorum.

İşte bu noktada Habertürk'ün hiçbir gerekçe ile savunulamayacak aksiyonu, birikmiş ve boşalmaya hazır ikiyüzlülüğümüzün reaksiyon vermesiyle sonuçlandı. Günlük hayatımızda son derece barışçıl(!) ve insan haklarına saygılı(?) olan bizler, Habertürk'e "yahu şu güzel ortamı neden bozuyorsun?" tepkisi verdik. Sanki herhangi bir spor dalında maçı kazanınca "koyduk, siktik, soktuk" demelerimiz, şaşırınca "vay amına koyayım" diye tepki vermelerimiz, bir huyunu beğendiğimiz biri için "vay orospu çocuğuna bak, ne güzel çalıyor/söylüyor/oynuyor" güzellemelerimiz hiç ama hiç yokmuşçasına "ne habersin ne türksün" diyerek kınadık Habertürk gazetesini... Çünkü kendi algılarımız içinde çok belli: Kadına sopa, tecavüz, bıçak vs. şiddet tamam, ama kadınının cinsel kimliği üzerinden hakaret?

...

Kişinin "birey" olmaktan hızla uzaklaşıp "bencil"leştiği bir atmosferdeyiz. Yakın ya da uzak çevrelerimizde olan biten hakkında fikir üretirken / pozisyon alırken insana dair doğruları yakalamak önemli. "Sosyal bilinç"ten bu kadar uzak olan topraklarda, tamamen yanlış, vahşet dolu bir haber sunumu bizi bambaşka yerlere sürükleyebiliyor. Ben buna dikkat çekmek istedim.

Nitekim, haberin akşamında Almanya Milli Takımı bizi sürklase ederek 3-1 yendi... Maç boyunca kaç futbolcumuza kaç kere "amına koyayım" ve "orospu çocuğu" denilmiştir?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder